Monthly Archives: January 2014

Cahiliye Şiiri ve Kuran

Kuran’ın cahiliye şiirinden (Kuran vahyedilmeden önceki Arapların şiirlerinden) etkiler aldığına dair iddialara bu yazıda cevap verilecektir.

Bunun cevabı öncelikle şudur: Kuran’ın vahyedildiği dönemde, Kuran’ın muhataplarının önemli bir bölümü cahiliye şiirini çok iyi bilen kişilerdi. Bunlardan birçoğu Peygamberimizin Allah’ın elçisi olduğu iddiasına itirazlar getirmeye çalıştılar; Peygamberimize “deli” veya “sihirbaz” denmesi gibi suçlamaları ve bunların cevaplarını Kuran’da görüyoruz. Eğer Kuran’la cahiliye şiiri arasında bir benzerlik bulunsaydı, o dönemin putperestleri şuna benzer iddialarda da bulunmuş olmaları gerekirdi: “Bu adam, cahiliye şiirini kopyalayarak bizi kandırmaya çalışıyor.” Oysa cahiliye şiirini gayet iyi bilen o dönemin putperestlerinde buna benzer bir iddiaya rastlanmamaktadır. Kısa zamanda Arap yarımadasına İslam’ın hakim olması da böylesi bir benzerliğin olmadığının kanıtıdır. En ufak alışkanlığını insanın bırakması çok zorken, atalarından gelen dinlerini ve birçok alışkanlıklarını İslam’dan sonra değiştiren, İslam için canlarını ortaya koyan Arap yarımadası halkı cahiliye şiiri ile büyümüşlerdi. Kuran’ın Allah’ın vahyi olmadığı, başka yerlerden (mesela cahiliye şiirinden) derlendiği kanaatinde olsalardı, bu kadar büyük bir değişimi yaşamaları ve Kuran-İslam yolunda hayatlarını ortaya koymuş olmalarını hiçbir mantık kabul etmez.

Tarihsel bir vaka olarak, cahiliye şiirinin en önemli isimlerinden, putperest hakimiyetindeki Kabe’ye asılan muallakaların (o dönemde Kabe duvarına asılmak için seçilen ve kutsallık atfedilen yedi şiir) yazarlarından Lebid’in, Kuran’ın edebi üslubunun etkisiyle Müslüman olduğu, “Kuran’ı duyunca bir daha şiir yazmak bana yakışmaz” diyerek şiir yazmayı bıraktığı bilinmektedir. Cahiliye şiirinin bu önemli uzmanı gibi kişiler, eğer Kuran ile cahiliye şiiri arasında bir benzerlik olsaydı bunu rahatça tespit edecekler ve gündeme getireceklerdi. Oysa tersine, bunlar Kuran’ın bambaşka olduğunu ve cahiliye şiiri gibi insani üretimlerin Kuran ile yarışamayacağını beyan ve tasdik etmişler, bu tasdikleri de lafta kalmamış tüm hayatlarına buna göre yön vermişlerdir.

Burada saptanması gereken önemli husus, günümüzde “cahiliye şiiri” olduğu söylenenlerin mahiyetinin ne olduğudur. “Cahiliye şiiri” olarak günümüze aktarılan şiir, ilk olarak Kuran’ın vahyedilmesinden sonraki 2.-3. yüzyılda karşımıza çıkmaktadır; bazılarının sandığı gibi Kuran vahyedilmeden önceki dönemden kesintisiz gelen bir kaynak söz konusu değildir. (Konuyu bilen hiç kimsenin böylesi bir iddiası yoktur.) Birçok Oryantalist “cahiliye şiiri” olarak anılan şiirin Kuran’ın vahyinden sonra uydurulduğunu ifade etmişlerdir. 20. yüzyılın ilk yarısında yaşayan ünlü Arap dili ve şiiri uzmanı Taha Hüseyin de “cahiliye şiiri” olarak kitaplarda aktarılanların İslam uygarlıklarının döneminde yazılmış şiirler olduğunu saptamıştır. Bunlara göre “bir şiir ne kadar eskiyse o kadar makbuldür” anlayışıyla ve “kendi tarihini şanlı gösterme” gayretiyle, “cahiliye şiiri” başlığıyla şiir nakledenler, kendilerinin şiirlerini ve yaşadıkları dönemin yakın döneminde işittikleri şiirleri Kuran vahyedilmeden önceki dönemlere atfettiler.

Burada şunu da göz önünde bulundurmalıyız; Taha Hüseyin’in bahsettiği şekilde şiir uydurulduğu dönemde Müslüman toplumlarının hayatlarını, zihinlerini inşa eden an önemli metin Kuran’dı. Yani bu dönemde “cahiliye şiiri”ni uyduranların zihinlerine de yetiştikleri kültüre de Kuran hakimdi. Bu ise mevcut şiirlerin bir kısım mısralarıyla Kuran arasında neden benzerlik olduğunun açıklamasıdır. “Cahiliye şiirleri” putperest dönemde yazıldığı için bu şiirlerden beklenen bunların birçoğunun putlara övgülerle dolu olmasıdır; fakat bu şiirlerde böylesi bir özelliğin gözlenmemesi ve İslami öğelere rastlanması ünlü Arap dili ve şiiri uzmanı Taha Hüseyin’in tespit ettiği gibi bu şiirin Kuran vahyedildikten sonraki dönemlerde uydurulduğunun delillerindendir.

Önemli bir hususu bir kez daha tekrar edeyim; bazılarının sandığı gibi cahiliye döneminden kesintisiz gelen ve bu dönemin şiirlerini aktaran yazılı bir belge kesinlikle mevcut değildir. İlk olarak “cahiliye şiiri” olarak aktarılan şiirler, yazılı bir şekilde Kuran vahyedildikten sonraki (Hicri) ikinci yüzyılda karşımıza çıkmaktadır. Bu yüzyılda karşımıza çıkan kaynaklarda aktarılan şiir ise çok azdır, asıl büyük çoğunluk bu asırdan sonra aktarılmıştır. İkinci asırda “cahiliye şiirleri” olarak şiirleri ilk yazıya geçiren Hammad er-Raviye’dir (şiirleri hafızasından nakleden büyük ravilere “Raviye” denmektedir). O da putperest hakimiyetindeki Kabe’ye asılan yedi muallaka gibi çok az bir şiir nakletmiştir. Bu arada Hammad er-Raviye’nin öğrencisi Halef el-Ahmer’in cahiliye şairleri adına şiir uydurduklarını itiraf ettiği birçok kitapta belirtilmektedir. Er-Raviye’ye yakın dönemde yaşamış olan Mufaddal ed-Debbi de kitabı Mufaddalliyat’ta “cahiliye şiirleri”nden derleme yapmıştır. Bunlardan sonra üçüncü asrın başlarında vefat eden Asmai’nin kitabı Asmaiyyat da “cahiliye şiirleri”ni derlemiştir. İkinci asırdaki bu kitaplarla nakledilen ve “cahiliye şiiri” olduğu söylenen şiirlerin sayısı oldukça düşüktür. Ancak Hicri 231’de vefat eden hem İslam dönemi hem “cahiliye dönemi” şiirini nakleden Cumahi’nin kitabından sonra “cahiliye şiiri”ni nakleden hacimli kitaplar gözükmektedir. Bu döneme kadar şiirlerin kulaktan kulağa nakledildiği ve şiirini makbul göstermek için birçok kimsenin geçmiş dönemlere atfettiği hatırlanırsa, bu şiirlerin neden cahiliye döneminde söylendiği iddiasının güvenilmez olduğu anlaşılır. Çok daha titiz olunmasına rağmen benzer şekilde (iki asır ezberden nakilden sonra yazılan) toplanan hadis kitaplarında bile birçok mevzu (uydurma) hadis olduğunu hatırlarsak, neden “cahiliye şiiri” olduğu iddia edilen şiirlerin güvenilmez olduğu anlaşılır.

Sonuçta “cahiliye şiiri” olduğu iddia edilen şiirlerin; hem metinlerini incelediğimizde putlara övgü yerine İslami motifler taşımaları gibi özelliklerinden, hem birkaç yüzyıl sadece ezberle korunmaları gibi güvenilmez bir metotla aktarılmalarından, hem şiirini daha değerli göstermek isteyenlerin uzak geçmişe bunları atfettiğinin anlaşılmasından, hem de bu şiiri aktarma faaliyetlerinde yer alanların itiraflarından güvenilmez oldukları anlaşılmaktadır. (Bu söylediklerimiz, elbette hepsinin uydurma olduğu anlamını taşımamaktadır.) Bu şiirlerin uydurulduğu dönem ve yerde, insanların zihinlerinin Kuran ile şekillenmeleri gibi sebeplerle ise bu uydurmalarda Kuran’ın etkisinin de olduğu anlaşılmaktadır. Sonuçta “cahiliye şiiri” diye aktarılan şiirin bazı mısralarıyla Kuran arasında bir benzerlik görüldüğünde; bu benzerliğin, Kuran’dan etkilenen şairlerin bu şiirleri uydurmasından kaynaklandığı anlaşılmalıdır. Nasıl ki belli tip bir müziği dinleyen veya belli bir şairi okuyanların sonradan yazdıkları söz ve şiirlerde bu etki gözüküyorsa; Kuran’ın zihinleri şekillendirdiği bir asırda uydurulan bu şiirlerin kimi mısralarıyla Kuran arasında bir benzerlik görülmesinde şaşılacak bir durum yoktur.

Not: Bu yazıyı hazırlarken derin birikiminden faydalandığım İSAM Arap dili edebiyatı ilim heyeti başkanı Prof. Dr. İsmail Durmuş’a teşekkür ederim.

Caner Taslaman

Cennette Cinsellik ve Huri Meselesi

Hakkında çok konuşulan, din düşmanları tarafından istismar edilen bu konu hakkındaki görüşümü kısaca açıklayacağım. Öncelikle temel yöntemimi ortaya koymalıyım.
Bu konuyu Kuran temelli ele alıyorum (Hadislerde bu konu hakkında birçok uydurmalar -mevzu hadisler- olduğu kanaatindeyim). Bu söylediğimin açılımı şudur: Bu konuda Kuran’ın söylediği doğru, Kuran’la çelişen yanlış, Kuran’da açıklanmayan mümkün kategorisindedir. İşin doğrusu, bu konuda, birçok başka konuda olduğu gibi, en temel sorun, bu metodun geçerliliğini anlamayla ilgilidir.
Şimdi bunlara dayanarak şu soruya cevap verelim: Kuran’da cennette cinselliğin olup olmayacağı, ya da nasıl olacağı veya hurilerin cinsel bir ödül olduğuna dair açık bir ifade var mı? Bu sorunun cevabı açıkça “Hayır”dır. Yani Kuran’da ahirette cinsel yaşamın detayları olmadığı gibi olduğuna veya olmadığına dair açık bir ifade de yoktur. Bu açıdan bakıldığında ahirette cinselliğin olması “mümkün” kategorisindedir. Ahirette insan nefsinin istediklerinin karşılanacağını söyleyen ayetlere (41-Fussilet-31ve 43-Zuhruf-71) binaen, ahirette cinsellik olacağı beklentisi, bence makul bir beklentidir. Fakat orada, insanın, yeni bir şekilde yaratılacağını ifade eden ayetlere (Bakınız: 56-Vakıa-61) binaen, açıkça belirtilmeyen bu hususu “mümkün” görmeme rağmen, bu yeni yaratılışta böyle bir şeyi arzu edip etmeyeceğimizi bilemeyeceğimizi saptamakta fayda var. Cennetteki insanların hoşuna gidecek birçok nimetin gerçek vasıflarını hiç kimsenin bilmediğini söyleyen 32-Secde-17 ayeti, bu konuda olması gerekli zihinsel tavra ışık tutmalıdır.

Kuran’da, cennetteki nimetlerin gerçek vasıflarını kimsenin tam olarak bilemeyeceği belirtildiğine göre, Kuran’ın bu nimetleri anlatmasının tek yolu “benzetmelerle anlatım” (teşbih) yapmaktır (3-Ali İmran Suresi-7. ayet Kuran’da “benzetmeli anlatım”ın –müteşabih- önemini göstermektedir.) Diğer yandan Kuran’dan, ahirette, dünyadan daha çok nimetin, büyük bir saltanatın (76-İnsan Suresi-20) olduğunu öğreniyoruz; kısacası Kuran’da tüm detayların değil, bilakis sadece bazı kesitlerin anlatılması kaçınılmazdır. Sonuçta Kuran’da, ahirette olanların “benzetmeli anlatım” ve “bazı kesitleri aktarmak” suretiyle aktarıldığını hep aklımızda tutmalıyız. Bu ise Kuran’da anlatılanların cennetteki nimetlerin tam olarak aktarılması olmadığı (çünkü benzetme tam aktarma değildir), fakat orda olanları anlamamız için ipucu niteliğinde olduğu; ayrıca Kuran’da haberi verilmeyen birçok nimet olduğu, anlatılanların var olanların ufak bir kısmı olduğu anlamına gelir.

Gelelim cennette cinsellik olduğunu ifade ettiği düşünülen ayetlerin ve huri meselesinin incelenmesine. Bu konuda önemli gördüğüm şu birkaç hususu ilgili ayetlerle beraber kısaca inceleyeceğim:

1- HURİLER ERKEKLERE VERİLEN BİR ÖDÜL MÜ?

Arapça’da, başka birçok dilde olduğu gibi, erkek-kadın karışık topluluklara ve sırf erkeklerden oluşan topluluklara kullanılan fiiller ortaktır. Sonuçta cennetlikler için bu tip fiiller kullanıldığı gibi cehennemlikler için de aynı fiiller kullanılır. Bu ödül veya cezaların sırf erkeklere mahsus olduğunu düşünemeyeceğimiz gibi “hurilerin” sırf erkekler için bir ödül olduğunu düşündürecek bir Kurani ifade de yoktur. Bu konuda tefsirci Prof. Dr. Mehmet Okuyan şöyle demektedir: “Kur’ân’da eğer kadınlarla ilgili çok özel bir mesele gündeme getirilecekse, onlara ait dişi zamirler veya kullanımlar devreye sokulur. Eğer önemli bir fark yoksa o zaman cümlelerin içerisinde erkek ve kadın ayırımı yapılıyorsa da sonuçta tek sığa tercih edilir ki bu da müzekker, yani erkek sığadır.”

Burada dikkat çekilmesi gerekli husus “huri” kelimesinin Arapçada dişi veya erkek bir kelime olmadığıdır. Bu kelime “gözünün beyazı bembeyaz, tertemiz, güzel” gibi anlamlara gelmektedir. Kuran’da hurilerin insanlarla “eşleştirileceği” (zevvecnahum) ifade edilmektedir (Bakınız: 44-Duhan Suresi-54, 52-Tur Suresi-20); fakat bu eşleştirmede cinsellik olduğu şeklinde bir beyan yoktur. Nitekim Kuran’da nefislerin eşleştirilmesi için (Bakınız: 81-Tekvir Suresi-7), ahirette insanların gruplar şeklinde birleştirilmesi için (Bakınız: 56-Vakıa Suresi-7) de aynı kelime (zevc) geçmekte, fakat buradaki “eş, grup olma” anlamındaki “zevc” kelimesinden kimse cinsel ilişkili bir eşleştirmeyi anlamamaktadır. Peki niteliği bilinmeyen bir varlığın insanlarla buluşturulmasından ne hakla kesin şekilde cinsellik anlamını, hem de sadece erkekler için çıkarmaktayız, üstelik kelimenin kendisi bir dişi kelime bile değilken? Cennet nimetleri, bu dünyada yapılan iyiliklerin ve Allah’ın hem erkeklere hem kadınlara rahmetinin bir sonucuyken, bu şekilde bir tefsirin, erkek merkezli ve Arap zihniyeti merkezli bir tefsir anlayışından kaynaklandığını düşünmekte haksız mıyız? Kuran’da bahsedilen hurilerin, cennete girecek insanların arkadaşları veya hizmetçileri veya rehberleri gibi bir vazifeleri olabileceğini de düşünmek pekala mümkünken, neden onların “cinsel partner” olduğunda ısrar edilmektedir? İşin en iyisi, Kuran’da anlatılan kesitte hurilerin fonksiyonunun anlatılmadığını saptayarak, “fonksiyonları nedir” sorusuna “bilmiyoruz” cevabını vermektir.

Allah isteseydi, Kuran’da cinsellik için kullanılan “lamese” gibi kelimelerle, hurilerle cinselliğin olacağını açık bir şekilde beyan edebilirdi; böylesi açık bir beyan yokken, cenneti daha çok erkekler için hazırlanmış bir alan gibi gösteren ve insanlara (sadece kadınlara veya sadece erkeklere değil) yaptıklarının karşılığının verileceğini söyleyen Kuran ayetlerinin ruhuna ters bu anlayışı reddetmeli, Kuran’da anlatılmayan detayları “bilmiyoruz” demeyi bilmeliyiz. Bunların cinsel tatminle ilgili ilgili bir fonksiyonları varsa bile, mevcut Kuran ayetlerinden hareketle bunun kesin bir şekilde ifade edilmesi mümkün değildir.

2- KURAN’DA CENNETTEKİ BAKİRE KADINLARDAN BAHSEDİLİYOR MU?

Kuran’da bakireliğe atıf olduğu, böylece cennette cinselliğe atıf yapıldığı söylenmiştir. Bu konuda üç ayet gündeme getirilmiştir: 55-Rahman Suresi-56, 74 ve 56-Vakıa Suresi-36. ayetler. Şimdi bu ayetleri sırasıyla inceleyelim:

55-Rahman Suresi-56. ve 74. ayetlerde, daha önce insanların ve cinlerin onlara dokunmadıkları, temas etmedikleri geçmektedir (Lem yatmishunne insun kablehum ve lâ cânn). Fakat Kuran’da başka hiçbir yerde, bu ayette “yatmishunne” ifadesiyle belirtilen “temas, dokunma” cinsel ilişki için kullanılmamış; “lamese” (5-Maide Suresi-6), “eta” (2-Bakara Suresi-222), “messe” (2-Bakara Suresi236, 237), “başera” (2-Bakara Suresi-187) tipi fiiller cinsel ilişki için kullanılmıştır. O zaman Rahman Suresi 56 ve 74’ten “kimsenin önceden sahip olmaması, kimsenin dokunmamış bile olması” gibi bir anlamı anlamak daha doğru değil midir? Burada açıkça cinselliği ifade eden bir anlam yoktur. Üstelik eğer bu ayetlere bazılarının yaptığı gibi “insanların ve cinlerin hurilerin bakireliğini önceden bozmadığı” gibi bir anlam verilirse, insanlarla cinlerin aynı tip bir varlıkla cinsel ilişkiye girebilme ihtimalini düşünmek gibi bir zorluk da ortaya çıkmaktadır.

56-Vakıa Suresi-36. ayetine ise “o hurileri bakireler kıldık” anlamı verilmiştir. Oysa ayette “huri” diye bir ifade yoktur. Önceki ayetlerde birçok cennet nimetlerinden bahsedildikten sonra 34. ayette “yükseltilmiş oturma alanlarından” bahsedilir, 35. ayette “onların yeni bir şekilde oluşturulduğundan” bahsedilir, 36. ayette geçen “ve cealna hunne ebkaran” ifadesini o zaman “daha önce onları hiç kimse kullanmamıştır” şeklinde çevirmek daha uygundur. “Onları” ifadesini ise ayette ve ayetin yakınlarında bir yerde hiç olmayan “huri” ifadesine yollamak yerine, ayetin en yakınında, 34. ayette bahsedilen “oturma alanlarına” (furuşin) göndermek dilbilim açısından en uygunudur. 37. ayette geçen “Uruben etraba” ifadesini ise “uruben” kelimesini “kusursuz”, “etraba” kelimesini ise “uyumlu, denk” olarak yani “kusursuz, uyumlu” şeklinde çevirmek uygun olacaktır.

3- HURİLERİN “İNCİ”YE BENZETİLMESİ CİNSEL BİR İMA MIDIR?

Huriler Kuran’da “inci”ye (56-Vakıa Suresi-23) benzetilmektedir. Bu benzetmeyi bile bir cinsel ima olarak değerlendirenler olmuştur. Oysa Kuran’da ahiretteki çocuklardan (vildan) bahsedilirken bunlar da inciye benzetilmektedir (76-İnsan Suresi-19). Kuran’da “vildan” ifadesinin “çocuklar” anlamında kullanıldığı 4-Nisa Suresi-75, 98, 127. ve 73-Müzemmil Suresi-17. ayetlerden de anlaşılmaktadır. Herhalde çocuklar için “inci” benzetmesi var diye çocuklarla cinsel ilişkiye girildiğini düşünebilecek kimse yoktur! Aynı şekilde Kuran’daki “genç” anlamına gelen “gılman” için de 52-Tur Suresi-24’te “inci” benzetmesi yapılmaktadır; fakat bundan da cinsellik anlamı çıkarılmamıştır. Peki o zaman huriler için böylesi tanımlamalar olmasından hareketle hangi hakla bu ifadenin kesin bir şekilde cinselliği kastettiğini söyleyebiliriz? (55-Rahman Suresi—58. ayetteki “yakut” ve “mercan” benzetmeleri de bu çerçevede düşünülmelidir.)

4- KURAN’DA AHİRETTE “GÖĞÜSLERİ YENİ TOMURCUKLANMIŞ DİLBERLER”DEN BAHSEDİLİYOR MU?

78-Nebe Suresi-33. ayetteki Arapça “kevaıbe etraben” ifadesine birçok Türkçe mealde “göğüsleri yeni tomurcuklanmış yaşıt kızlar” anlamı verilmiştir, hatta bazıları “dilberler” diye bile çeviriye ilave yapmıştır. Burada “etraben” ifadesi “uyumlu, denk” anlamına gelmektedir; “kevaıbe” kelimesi ise “göğüsleri yeni tomurcuklanmış (dilber) kızlar” olarak çevrilmiştir. Oysa ayette ne “dilber” vardır, ne “göğüs” vardır, ne de “tomurcuklanma” vardır. Öncelikle şunu belirtelim Arapça’da “kevaıbe” kelimesinin de “etrab” kelimesinin de dişili erkeği aynıdır; yani bu kelimeler dişilik ifade etmemektedir. Bu kelimenin anlamlarından olan “yuvarlakımsı” anlamlarının bu kelimeye verilmesi uygundur; buna göre bir önceki ayette (32. ayet) belirtilen üzüm bağlarına gönderme yapılıp; yuvarlakımsı (kevaib) ve birbirine denk (etraben) olarak üzümler betimlenmektedir.

SONUÇ

Sonuçta Kuran’da, ahirette cinsel bir yaşamın olduğu veya olmadığına dair açık bir ifade olmadığı gibi, “hurilerin” erkeklerin cinsel partnerleri olduğuna dair bir ifade de yoktur. “En çok salavat getirene ahirette en çok huri verilecektir” gibi, metinlerinden uydurma olduğu rahatlıkla anlaşılabilecek hadislere bu yazıda yer verilmedi, merak edenler, Kuran’da olmayan huri algısının nasıl oluştuğunu, uydurma olduğunu düşündüğümüz bu hadisleri okuyarak öğrenebilirler.

Ahirette insanların canının istediği birçok nimet olacağı Kuran’da belirtildiğine göre (41-Fussilet-31, 43-Zuhruf-71, 76-İnsan Suresi-20) ahirette cinsellik beklentisi kanaatimce normal bir beklentidir. Fakat bilemediğimiz konuda “Bilmiyoruz” demeyi bilmeli ve cennetteki nimetlerin gerçek vasıflarını kimsenin bilmediğini söyleyen 32-Secde-17. ayeti bu tip konular gündeme geldiğinde hatırlamalıyız. Ayrıca 9-Tevbe Suresi-72. ayette dendiği gibi Allah’ın rızasının tüm Cennet nimetlerinin üstünde olduğunu da hep aklımızda tutmalıyız.

Not: Bu yazıyı hazırlarken çalışmalarından faydalandığım Prof. Dr. Mehmet Okuyan’a teşekkür ederim.